Sensiz bir eksiğiz!

Buy trental online />Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Nazım Usta

Sızlanmayı bırakalım, oturduğumuz yerden neden böyle oldu diye soracağımıza, korkup endişeleneceğimize hem hakkımızı hem de yükümlülüğümüzü yerine getirelim. Nasıl bir dünya istiyorsak onun için birşeyler yapalım. Çünkü olmuyor, dahil olmadan müdahil olamıyoruz. Bir çıkar yol her zaman var, nefes alıyorsak, sesimiz çıkıyorsa her zaman var… Haydi sandığa!

Yaşasın yemek yemek!

Ben yaşamak için yemek yiyen değil, yemek için yaşayanlardanım… Bir de her pazartesi rejime başlayıp salı bozanlardan… En mutlu olduğum zamanlar tok olduğum zamanlar… Açken agresifleşir, o sırada homini homini mideye indirenlere düşman gözüyle bakarım. En sevdiğim deyim ”Can boğazdan gelir” deyimidir. Yemek yapmayı, yemek masasını hazırlamayı çok sever, masayı toplamaktan bir o kadar nefret ederim. Taksim’e gittiğimde Kızılkayalar’ın o meşhur hamburgerini, Bambi’nin kaşarlı dürümünü yemezsem kendimi eksik hissederim. Bal ve kaymak, kaşar ve mantar, yumurta ve sucuk, pilav ve tavuk en sevdiğim ikililerdir. Rakı keyfini keyif yapansa yanındaki peynir, kavun, haydari üçlüsü…
Ve ben yaklaşık 71 saat Buy anaprox online 22 dakika 34 saniye önce rejime başladım, şimdilik yeme içme organizasyonlarına ara verdim. Bol içli köfteli günlerde görüşmek üzere, karamelli dondurmayla kalın…

Güzel günler göreceğiz çocuklar!


Korkuyorum…
Çocuklarıma kardeşlik içinde yaşadığımız günleri, Buy fulvicin kimsenin birbirini kırmadan özgür olabildiği, özgürce düşünüp özgürce inanabildiği, inanmayabildiği, inanmakta kararsız kalabildiği hoşgörülü zamanları güzel bir anıymış gibi anlatmaktan korkuyorum…
Kendi çocukluğumu hatırlıyorum bazen. Lojmanımıza giden yol kenarındaki zeytin ağaçlarını hatırlıyorum, hani dallarından kopardığım zeytinleri anneme götürdüğüm, bi mevsim sonra soframızda gördüğüm zeytinler… Bahçede oyunlar oynardık gece yarılarına kadar, kimse endişe etmezdi başımıza bir iş gelecek diye, çünkü bilirdi annem başkasının evladını kendi evladı saymayı, çünkü bilirdi düşsem, bir yerim kanasa bir bina dolusu annem vardı. Apartmanca gidilen pikniklerden dönüşte deniz kokardık hepimiz, annelerimiz babalarımız vardı farklı siyasi görüşlerden, farklı inanç yoğunluklarından, bilmezdim hiçbirinin kırgın olduklarını. Başörtülü teyzeler vardı, yemek arkası evimize gelip fal bakan, fallarda hep güzel günleri söyleyen. Aynıydık biz hepimiz, bir kolyenin farklı irilikte, farklı renklerde boncuklarıydık, ama aynı ipteydik…
Ne oldu bize? Kim ayırdı bizi? Ne uğruna?
Ben yine deniz kokmak istiyorum…