Sıcaklığını ellerinden alsa içtiğim çay,
Sevgin de olsa yediğim yemeğin içinde,
İzlediğim filme bakan bir çift göz daha olsa yanıbaşımda,
Dinlediğim müziği duyup beğenen bir çift kulak…
Seni hissettirden bir koku; burnumda,
Elimde ellerin…
Böyle mi olur?
Ah bu uzaklar, bu zamanlar…
Gelmiyorsun değil, gelemiyorsun da…
Günler, aylar, yıllar uzun da…
Bu kadar mı yollar uzun?
Bazen kendimizi depderin bir boşluğun içine düşmüş gibi, yapayalnız hissederiz… Nereye baksak, nereye gitsek, öyle bir ateş öyle bir ateş ki, sonu hep yalnızlık… Turuncu bir battaniyenin içine girip elimizde bir kupa sıcak çikolata, öylesine bir nefes alıp verişi sürdürür sadece susarız. Sonrasında atlayıp kırmızı arabamıza, vurup da kendimizi yollara, direksiyona vura vura şarkı söyleriz bağıra çağıra. Yalnızlık böyle atlatılır belki. Belki şu anda olması gereken budur. Başka bir yerlerde, bizim yokluğumuzda hayat devam ederken, bize de inadına hayat durmuş gibi gelirken… Artık her şey çok güzel olacak laflarına kulaklarımızı tıkamışken…
Sadece güzel birkaç sözün yokluğunda… Yüklemsiz, devrik cümlelerim var benim… Makyajı akmasın diye ağlamayan bir kadın gibi, bahanelerim…
“Leylaklar açmış, gördün mü?
Dağlardan bahar inmiş duydun mu?
Karanlıklar içinde bir ışık var, MOR MOR MOR leylaklar!!”
Son Yorumlar