14 Şubat

Her çiftin kendine özel günleri vardır: evlilik yıldönümü, tanışma yıldönümü, nişanlanma yıldönümü… Dünya üzerindeki bütün çiftlerin bir günü aynı anda kendi günleriymiş gibi kutlamasında, aleleacele alışveriş merkezlerine koşulup en pahalı hediyelerin yağmalanmasında bir terslik yok mu sizce? Nasıl? Kapitalizm mi dediniz?…

Ne olur ıslak ıslak bakma öyle…

Özledim yahu! Seni, beni, onu… Karışıp oluşturduğumuzu; “İstanbulda bizi”… Nasıl bir savrulduk böyle son dönemde akıl ermez. Ankara, Balıkesir, Kayseri, Kastamonu… Denk getiremediğimiz bir yer var; İstanbul. Neyse ki az kaldı. Üsküdar’da deniz kokulu bir çay içip Kadıköy’de sarı lacivert’e karışmak, Taksim’de ıslak hamburger yeyip İstiklal’in curcunasını yaşamak çok yakın. Sonrası Allah kerim; yanyana olalım da her yer İstanbul bize zaten; arada uğramamak olmaz tabi ki.

Sen varsan var, yoksan yok…
Tek istediğim sen, yaşadığım sen, benim “İstanbul’um” sensin.
Asaf ustanın dediği gibi;

Uyuyorum;
Öyleyse varsın…

Mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?

(…)
çok şükür, çok şükür
bugünleri de gördüm
ölsem gam yemem gayrinin
resmini yapabilir misin üstad?

Nişan yüzüğünün içinde yazan bir isim kadar yakınken bana, nereye, nerelere de gitsen, hiç uzak olur musun? İyi ki varsın, doğumgünün değil de bugün, olsun, sen iyi ki doğdun, iyi ki doğdun da mutluluğun resmine katıldın düdük magarnam!